3/33. DÜNYANIN SIFIR NOKTASI. Million sütunu, Bizans İmparatorluğu'nda Konstantinopolis şehrine ulaşan tüm Antik Roma yollarının başlangıç noktası ve dünya üzerindeki diğer
Buharita BaZi “Kaderin Dört Sütunu” ve Çin Astrolojisi olarak da bilinir. Kaderin Dört Sütunu, Göksel Kaderinizi anlayabilmek için kullanabileceğiniz bir araçtır. Bu araç, dünyaya ve bugüne kadarki hayatınıza netlik kazandırmak için sizinle ilgili hayati bilgileri çözmemize yardım eder.
Stupalar Ajanta, Ellora gibi Budist kaya tapınaklarında, ibadetin odak noktasıdır. Orta Hindistan’da yer alan Sanchi Stupası, bilinen en eski stupadır. Bir tepenin üzerinde yer alan Ulu Stupa, manastır kalıntıları ve daha küçük stupalarla çevrelenmiştir. 2000 yıl önce inşa edilen bu stupaya, daha sonra ana yönleri
B u alt kaidenin üzerinde porfir bir pinth, sonra sütunun kaidesi ve yedi adet porfir silindir taş bulunmaktaydı.(Bunlardan en alttaki kısım, bugünkü taş örgünün altında kalmıştır.)En tepede, var olan taş örgü yerine, tahminen Korint üslubunda büyük bir sütun başlığı ve bunun da üzerinde Constantinus’un Apollon
Mihrapüzerinde olan büyük kubbe kurşun ile örtülüdür. Avlusunun etrafında ibretlik 6 mermer sütun üzeri kubbelerdir. Avlusunun ortasında bir abdest havuzu vardır. Dört tarafından berrak suları akmaktadır. Bu avlunun üç tarafında medrese hücreleri vardır.
qQmXOJ. Haberler > Dünyamızın Dört Kıtası Hakkında Gerçek Olduklarına İnanmakta Zorlanacağınız Doğayla İlgili 29 Bilgi - 0730 David Attenborough'un sunumuyla ekranlara gelen belgesel, 7 kıtanın değişik ve doğal özelliklerini ele alıyor. İşte belgeselden öğrendiğimiz bazı bilgiler Antarktika 1. Antarktika insanlar tarafından yalnızca 200 yıl önce keşfedildi. 2. Antartika'nın %98'i hiçbir şeyin yaşamadığı buzlarla kaplıdır. En güneyde yaşayan canlı ise buzda yatmaktan daha sıcak olduğu için genellikle suda yaşayan weddell fokudur. 3. Papua penguenleri en hızlı penguenlerdir ve saatte yaklaşık 10 kilometreye kadar yüzebilirler. 4. Albatroslar yavrularını sesten, görüntüden ya da kokudan tanıyamazlar. Yavrularını tanımalarının tek yolu yavruların yuvada olmasıdır. Kuş Adası'ndaki albatros nüfusu iklim değişikliği nedeniyle kaybolma tehlikesiyle yüzyüze. Kötü fırtınalar yavruları yuvalarından düşürüyor ve bu yüzden yavrular yerde soğuktan donuyor. Maalesef ebeveynleri onları yuvanın dışında tanımadığı için onlara yardım etmiyor. Eğer yavru yaşamak istiyorsa yuvaya kendi başına tırmanmak zorunda kalıyor, bu ise her zaman mümkün olmuyor. 5. Bazı deniz anemonları ersektir ve kendilerini dölleyebilirler. Damızlık anemonlar hayata dişi olarak başlarken zamanla erkek cinsel organları da geliştirir ve ersek olurlar. 6. Güney Georgina'daki balina avcılığı burada balinaların nüfusunu o kadar etkilemiştir ki, bir zamanlar 35,000'lik popülasyondan sadece 35 dişi kalmıştı. Yirminci yüzyılın ilk yarısında çeşitli türlerden yaklaşık bir buçuk milyon balina margarin ve sabun yapımı için katledilmişti. Asya 7. Asya dünyadaki en büyük kıtadır. Asya'nın toplam alanı yaklaşık 44,614,000 metre karedir. Yani dünyanın yaklaşık üçte biri. 8. Himalayalar dünyadaki en yüksek dağlardır ve yükselmeye devam etmektedirler. Ünlü sıradağlar Afganistan'dan başlayıp, Kuzey Hindistan'dan geçip Çin'in merkezine kadar devam eder. Bazı zirveler 8 kilometreye kadar ulaşırken, Hindistan hala kuzeye doğru kaymaya devam ettiği için dağlar da büyümeye devam etmektedir. 9. Ünlü Yeti aslında bir kar maymunu olabilir. Yıllar boyunca adını duyduğumuz kar canavarı, ya da Yeti, aslında çok nadir rastlanan kar maymunlarının görüldüğü anlardan bahsediyor olabilir. Maymunların soğuk iklimlerde yaşaması alışılagelmiş bir durum değildir fakat kar maymunları dondurucu soğuklarda bir araya sokularak hayatta kalabilirler. 10. Orangutanlar bizden sonra en uzun çocukluk süresi olan canlılardır. Çocuklar neredeyse 10 yıl boyunca anneleriyle kalırlar. 11. Örümcek gibi davranan bir yılan vardır. İran çöllerinde kısa süre önce keşfedilen bu engerek türü, avını yakalamak için harika silahlara sahip. Kamuflaj yöntemi taşlarla o kadar uyumlu ki, onu görmek neredeyse imkansız. Bu engerek ayrıca kuyruğunun ucunda hareket eden uzuvlara sahip ve bir örümceğe benziyor. Kuşlar da bu tuzağa hemen düşüyorlar... 12. Sumatra gergedanlarının sayısı 70'in altında. 13. Son 40 yılda Güney Asya'daki ormanların 1/3'ü kalas ve yiyecek ürünleri yapmak için yok edildi. Asya son 100 yılda tüm tarihi boyunca olduğundan daha fazla değişti. Güney Amerika 14. And Dağları dünyanın en uzun dağ sırasıdır. Bazı zirveleri ise 6,5 kilometreye ulaşarak bulutlara değer! 15. Kıta boyunca 200 yanardağ bulunur ve bu yanardağların bazıları 10 saniyede bir atom bombası gücüyle püskürür. 16. And ayısı o kadar nadirdir ki, üzerlerinde araştırmalar yapan bilim insanları bile onlarla hayatlarında birkaç kez karşılaşırlar. 17. Angel Şelalesi dünyanın en yüksek şelalesidir. Yukarıdan aşağıya neredeyse 1 kilometredir. 18. Amazor dünyanın en büyük yağmur ormanıdır. Burada iki milyondan fazla bitki çeşidi ve hayvan bulunabilir. Bu, 7 kıtadaki türlerin toplamından daha fazladır. 19. Ve Amazon'un ağaçları yapraklarından o kadar çok buhar salar ki, kendi bulutları oluşur! Bu bulutlar her sene 6 metreye kadar yağmur bırakırlar. 20. Amazon Nehri kendinden sonra gelen dünyanın diğer 7 büyük nehrinin toplamından daha fazla su taşır. 21. Zehirli kurbağa iribaşlarının yemesi için yumurtalar bırakır. Eğer bir iribaş açsa, annesi yemesi için döllenmemiş bir yumurta bırakır. 22. Güney Amerika'nın tamamında her 5 saniyede bir, bir futbol sahası büyüklüğünde ormanlık alan kaybediliyor. Kolombiya ovalarının %95'inden fazlası şimdilerde büyük oranda çiftçilik için olma üzere temizlenmiş durumda. Avustralya 23. Avustralya'nın merkezi boş bir çöldür ve bir tarafından diğer tarafına geçmek günler alır. Günümüzde Avustrayla üzerinde insanların yaşadığı en kuru kıta. %70'ine yağmur neredeyse hiç yağmıyor. 24. Avustralya bir zamanlar Antarktika'ya bağlıydı. Avustralya'nın doğu kıyısında bulundan 'The Great Dividing Range' adındaki büyük sıra dağlar iki kıtanın bir zamanlar birleşik olduğunu görmemizi sağlıyor. Ayrıldıklarında Antarktika güneye sürüklenip buzla kaplanırken, Avustralya kuzeye sürüklenip sıcak ve kuru bir hale gelmiştir. 25. Adadaki yerli memelilerin neredeyse hepsini keseli hayvanlar oluşturur. Avustralya'daki canlıların çoğu dünyanın geri kalanından izole bir şekilde evrimleşmiştir. 26. Avustralya dünyanın her yerinden daha fazla sürüngene sahiptir. 27. Dingolar 4000 yılı geçkin bir süre önce Asya'dan getirilen kurtlardan gelmektedirler. 28. Köpekbalıkları dinazorlardan yaklaşık 200 milyon yıl önce de varlardı. 29. Tazmanya Canavarı gibi memeliler dünyanın geri kalanına oranla çok daha hızlı bir şekilde yk olmaktadırlar. Avrupalılar Avustralya'ya 200 yıl önce yerleştiler. Beraberlerinde getirdkleri silahlar, köpekler, tilkiler ve kediler burada vahşi yaşamı değiştirdi. 1936'da en bilinen etoburlarından olan Tazmanya Kurdu yok oldu. Şimdilerde ise Tazmanya Canamarı sadece izole Avustralya adalarında hayatta kalabiliyor ve gittikçe yok olmakla yüzyüze kalıyor.
Hindistan'ın ikinci büyük şehri Delhi'deki ünlü Kuvvet'ülİslam Camii'nin bahçesinde ilk bakışta fazla ilginç gözükmeyen bir demir sütun var. Yedi metre uzunluğunda ve altı ton ağırlığındaki bu sütun görüntü itibariyle fazla etkileyici değil. Tarihini bilmeyen biri, muhtemelen birkaç saniye bakıp yoluna devam eder. Ancak bu sütunun çok şaşırtıcı bir özelliği var. Fazla paslanma izi göstermeyen, dolayısıyla yeni dikilmiş izlenimi veren bu sütun 1600 yıllık. İyi ama nasıl olur da bu sütun 1600 yıl boyunca paslanıp tuzla buz olmak yerine asırlarca dış koşullara maruz kalmasına rağmen bu şartlarda kalabilir? Bu yazımızda Delhi'nin Demir Sütunu ya da Aşoka Sütunu olarak bilinen bu gizemli nesneyi ele alacağız. YOKSA BİR BAYRAK DİREĞİ Mİ? Sütunun parçası olduğu Kuvvet'ül-İslam Camii 1192'de inşa edildi. Bugün harap halde olan camii, sütunun eski olduğu izlenimini veren tek şey. Ancak sütun, camiden de eski ve buraya sonradan getirildi. Sütun üstüne oyulan Sanskritçe yazılardan hareketle sütunun 3 ila 4. yüzyıl arasında yapıldığı düşünülmekte. Ancak sütunun tarihini 900'lere yani bin yıl daha geriye götürenler de var. Sütunu kimin yaptığı kesin olarak bilinmese de üstündeki yazıtta Chandra'dan bahsedilmesi, sütunun 4. yüzyılda yaşayan Gupta İmparatoru 2. Chandragupta Vikramaditya tarafından yaptırıldığı tezini güçlendirmekte. Gupta İmparatorluğu, 3 ila 6. yüzyılın sonlarına kadar varolmuş ve en güçlü zamanında bugünkü Hindistan'ın büyük bölümüne hükmetmiş bir Hint imparatorluğu. Gupta İmparatorluğu döneminde Hint medeniyeti fizik, matematik, astronomi ve felsefede büyük ilerlemeler yaşadığı için bu dönem, Hindistan'ın Altın Çağı olarak anılır. Hindistan Altın Çağı'nın ürünü olan bu gizemli sütunun ne amaçla inşa edildiği bilinmiyor. Yukarıda sözü edilen kral tarafından bayrak direği olarak dikildiğini düşünenler olduğu gibi, direğin devasa bir güneş saatinin parçası olduğunu düşünenler de mevcut. Madya Pradeş'te yapıldığı düşünülen sütunun bundan bin yıl önce kim tarafından ve hangi amaçla Kuvvet'ül-İslam Camii'ne getirildiği de bilinmemekte. Ancak asıl büyük gizem 1600 yıllık bu sütunun nasıl olup da gözle görülür bir şekilde paslanmadığı? Yüzde 98'i demir olan bu sütun, nasıl oldu da çağları aşabildi? Delhi'nin Demir Sütunu, daha önceki bir yazımızda kaleme aldığımız 2 bin yıllık analog bilgisayar Antikythera Düzeneği gibi çağını aşan nesneler arasında sayılmakta. Zira günümüz teknolojisinde bile bu şekilde asırlarca paslanmayan bir sütun inşa etmek çok zor. Hindistan'ın antik dönemdeki demir ustaları, bu paslanmaz demir sütunu inşa etmeyi nasıl başardılar? ÜZERİNDE KORUYUCU ZAR VAR Erich Von Daniken, 1969'da kaleme aldığı ve Türkiye'de de çoksatanlarda üzün süre yer almış Tanrıların Arabaları isimli eserinde Delhi'nin Demir Sütunu'nun paslanmamasını, çağını aşan bir teknoloji olarak yorumladı ve bu sütunun muhtemelen uzaylı ziyaretçiler tarafından inşa edildiğini iddia etti. Sütunun bu ilginç özelliğini dünya dışı bilinmeyen malzemelere bağlayanlar da var. Ancak bu teoriler saçmadır; sütunun üstündeki yazıtlar, yapılış şekli ve özellikleri, uzaylılardan çok Hintli demir ustalarını işaret ediyor. Ayrıca yüzde 98'i demir olan sütunda herhangi bir dünya dışı gizemli element de mevcut değil. Delhi'nin Demir Sütunu, uzaylıların varlığını göstermekten çok antik demirci ustalarının yeteneklerini bize göstermekte. Ancak çoğu bilim insanına göre bu sütunun niye paslanmadığının bilimsel açıklaması mevcut. Hindistan Kanpur Teknoloji Enstitüsü'nden R. Balasubramaniam'ın yaptığı çalışmaya göre sütunun paslanmama nedeni üzerinde oluşan koruyucu zar. Demirin yapısındaki cüruf ve indirgenmiş demir oksitlerin, metalde bulanan yüksek orandaki fosfor ile bulunduğu coğrafyada iklim koşullarının birleşmesi, bu zarın oluşumunda belirleyici rol oynamış. Demirin 1/20'sini oluşturan bu tabaka, demirin paslanmasını engellemekte. SÜTUN MODERN İNSANA YENİK DÜŞTÜ Söz konusu tabakanın oluşum koşulları ilginç bir ihtimali daha ortaya çıkarmakta. Belki de söz konusu tabaka bilinçli bir şekilde değil, tamamen bu koşulların şans eseri bir araya gelmesi ile oluştu. Özellikle bu koşulların oluşumunun sebebinin iklim ve fırınlarda kireç eksikliği fosforun yüksek olmasının nedeni budur olması, bu şüpheyi güçlendirmekte. Elbette antik demir ustaları bu şekilde işlenen demirin paslanmadığını fark edip bu tekniği bilinçli kullanmış da olabilir. Bu sütunun tarihi gizemleri bir yana bize verebileceği bir ders daha var. 1600 yıldır paslanmayan bu sütunun alt kısımları yakın zamanda paslanmaya başladı. Sebebi mi? Turistler, yani günümüz insanı. 1997 yılından itibaren insanlardan koruma amacıyla sütunun etrafına çit çekildi. Şans getireceği iddiası ile sırtını sütuna dayayıp elleri ile arkadan sütunu kavramaya çalışan binlerce ziyaretçi sütunun koruyucu tabakasına zarar verdi. Zamana yenik düşmeyen bu eşi benzeri olmayan eser modern insana yenik düşmeye başladı. İnsanlar harika eserler yarattığı gibi, harika eserlere son da verebiliyor. ŞAŞIRTAN GERÇEKLER Beynimiz, akşam saatlerinde sabaha kıyasla daha aktiftir. Ortalama bir ofis masası, tuvaletten 400 kat daha çok bakteri içerir. Bilinen en büyük volkan patlaması Endonezya'da Mount Tambora'da 1815 yılında gerçekleşti. Bu patlama sırasında 100 bin civarında insan hayatını kaybetti. Bilinen en ağır yıldız, Tarantula Nebula'sındaki R136a1 yıldızıdır. Bu yıldız, Güneş'ten 300 kat daha ağırdır. DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR Filmlerin de etkisi ile köpek balıklarının sık sık insanlara saldırdığını düşünürüz. Bu tam olarak doğru değildir. Köpek balıkları nadiren insanlara saldırır. Örneğin geçtiğimiz yıl sadece 5 kere köpek balığı kaynaklı insan ölümü gerçekleşti. Diğer taraftan geçen yıl insanlar 100 milyon civarında köpek balığını öldürdü. Köpek balığı saldırıları o kadar nadirdir ki, yıldırımdan ölme ihtimaliniz, köpek balığından ölme ihtimalinizin 250, Hindistan cevizinin üstünüze düşüp sizi öldürme ihtimalinin 30 katıdır. Filler her yıl köpek balıklarının 40 katı insan öldürür. Develerin hörgüçlerinde su depoladıkları iddiası doğru değildir. Hörgüçler yağ biriktirerek, devenin kıtlık zamanlarda üç hafta boyunca bir şey yemeden yaşamasını sağlar. SÖZLER Şüphe duymayan, hakikati bulamaz. İmam-ı Gazali ?BİLİMSEL BİLMECELER Elimizde çift kollu terazi, bir torba erik ve biri iki, diğeri de beş kg olan iki kütle vardır. Torbada 80 kg erik vardır. Bu eriği, terazi ve kütleleri kullanarak 13 ve 67 kg'lık iki kısma nasıl bölebilirsiniz? Masanın üstünde bir bardak su durmaktadır. Bardağın içinde suyun üstünde duran bir küp buz mevcuttur. Bardak, ağzına kadar su doludur. Buz eriyince su bardağın dışına mı taşacak, yoksa mevcut seviyesinin altına mı inecektir? Not Diğer sıvıların aksine, su donup buz olunca hacmi artar. Dolayısıyla yoğunluğu düşer. Buzun su üstünde yüzmesinin nedeni budur. Çözümü haftaya Pazar SABAH'ta GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMLERİ Hayır, balon yanmayacak ve patlamayacaktır. Çakmak tarafından verilen ısı hızlı bir şekilde suya geçecektir. Isınan su yükselecek, balonun ateşe değen kısmına soğuk su gelecektir. Bunun sayesinde alttan ateş sebebiyle ısınan balon, üstten su sayesinde soğuyacaktır. Bunun sonuncuda da balon, tutuşma sıcaklığına ulaşamayacak, yanıp patlayamayacak. Birinci bisikletin bir saatte gittiği yolu 30 km, ikinci bisikletçi bir saat 12 dk'da gitmektedir. Dolayısıyla 30 km mesafe için zaman farkı 12 dk'dır. Yani zaman farkının bir saat olması için gidilmesi gereken mesafe 150 km'dir. Parkurun uzunluğu 150 km'dir.
Dünya’nın şekli nasıldır? Elma, portakal, karpuz ve futbol topu gibi varlıkların ortak özelliklerini düşünelim. Elma, portakal ve karpuz gibi küreye benzeyen meyvelerin üzerinde parmağınızı hep aynı yönde hareket ettirirseniz yine başladığınız noktaya gelirsiniz. Bu durum, bu meyvelerin şeklinin küreye benzediğinin bir kanıtıdır. Günlük hayatınızda karşılaştığınız cisimlerden bazılarının kare, dikdörtgen, üçgen ve küre gibi çeşitli şekilleri vardır. Satranç tahtası kareye; bazı evlerin pencereleri dikdörtgene, çatıları da üçgene benzer. Plastik top ve misketin şekli ise küreye benzer. Teknolojinin henüz gelişmemiş olduğu eski zamanlarda yaşamış insanlar, Dünya’mızın şekli ile ilgili hangi görüşleri öne sürmüşlerdir? Dünya’nın Şekli ile İlgili Geçmişte Öne Sürülen Görüşler Nelerdir? Eski dönemlerde insanlar Dünya’nın şeklini merak etmiş, bununla ilgili değişik görüşler öne sürmüşlerdir. O dönemlerde bilim ve teknoloji henüz gelişmemişti. Şu anda kullandığımız birçok araç o zamanlarda yoktu. İnsanlar yaşadıkları yerlerde sınırlı olanaklarla gözlemler yapıyor, tahminlerde bulunuyorlardı. Bugünkü gibi ayrıntılı gözlemler yapmayı sağlayan teknolojik araçlar yoktu. Bu nedenle insanlar gözlemlerine dayanarak Dünya’nın şekli ile ilgili farklı görüşlere sahip olmuşlar, değişik tahminlerde bulunmuşlardır. Binlerce yıl önce bazı insanlar, Dünya’nın düz bir tepsi gibi olduğuna inanıyorlardı. Hatta gemilerle çok ilerlediklerinde Dünya’nın kenarından aşağıya düşeceklerine inanan insanlar varmış. Bazı insanlar Dünya’nın bir öküzün boynuzları arasında olduğunu düşünüyordu. Öküzün kafasını oynatmasıyla Dünya’da deprem olduğuna inanmışlardır. Bazı kesimler ise Dünya’nın kaplumbağa sırtındaki dört fil tarafından taşındığını düşünüyordu. Bazı insanlar ise Dünya’nın küp şeklinde olduğunu düşünmüştü. Dünya’mızın fillerin hortumları üzerinde durduğunu düşünen insanlar da varmış. Bilim tarihinde farklı uygarlıkların Dünya’nın şekli ile ilgili ileri sürdüğü görüşler Eski Yunanda yaşayan ilk Yunan düşünürlere göre Dünya’nın şekli düz bir tepsiye benzemekteydi. Hatta bazıları bu tepsinin içinin suyla dolu olduğunu ve Dünya’nın da bu suyun içinde yüzdüğünü düşünmüşlerdir. Dünyanın etrafını bir nehrin çevrelediği düz tepsi biçiminde bir kara parçası olduğunu düşünüyorlardı. Eski Mısırlılar Dünya’nın büyük bir kutu, gökyüzünün ise bu kutunun kapağı olduğunu düşünmüşlerdir. Eski Mısırlılara göre Dünya düz ve dikdörtgen biçimindedir. Gökyüzü Dünya’nın dört köşesindeki dört sütun üzerinde durmaktadır. Dünya’nın sınırlarının ötesinde geniş, başı sonu olmayan, sürekli akan bir akarsu vardır. Babiller Dünya’nın denizde yüzen düz bir tepsiye benzediğini düşünüyordu. Yaşadıkları bölge olan Babil ise dağlar tarafından kuşatılmış olarak düşünüyorlardı. Mayalar Dünya’yı gölde yüzen dev bir timsah olarak düşünüyordu. Eski Hintlilerin görüşüne göre Dünya, dört filin sırtında taşınan yarım küre şeklindedir. Bu filler de sonsuz bir okyanusta yüzen dev bir deniz kaplumbağasının üzerinde durmaktadır. Geçmiş dönemlerde birçok bilim insanı Dünya’nın şekli ile ilgili bilimsel çalışmalar yapmıştır. Eski dönemlerde yaşamış olan insanlardan bazıları da Dünya’nın şeklinin yuvarlak olabileceğini iddia etmişlerdir. Bu görüş daha sonraları birçok bilim insanı tarafından da kabul görmüş ve çeşitli olaylara dayanılarak ispatlanmıştır. Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce yaşayan Yunan bilim insanı Pisagor, Dünya’nın şeklinin küreye benzediğini söyleyen ilk bilim insanıdır. Pisagor, Birûnî, Macellan gibi bilim insanları gözlem ve araştırmalarına dayanarak Dünya’mızın şeklinin küreye benzediğini savunmuşlardır. Portekizli gemici Ferdinand Magellan Ferdinand Macellan bir yerden yolculuğa başlayan kişinin hep aynı yöne gitmesi hâlinde başladığı yere varacağını söylemiş ve İspanya’dan Dünya turuna çıkmıştır. Fakat yolculuk sırasında hastalanmış ve hayatını kaybetmiştir. Magellan’ın beraber yola çıktığı çok sayıdaki gemiden ancak iki tanesi İspanya’ya geri dönebilmiştir. Geçmişte yaşamış bazı insanlar Dünya’nın şeklinin küreye benzediğini ispatlamak için yolculuğa çıkmışlardır. Bu kişilerden biri de Magellan’dır Macellan. Ünlü bir denizci olan Magellan Dünya’nın şeklinin küreye benzediğini düşünüyordu. Onun düşüncesine göre Dünya’nın şekli küreye benziyorsa belirlediği bir noktadan itibaren sürekli aynı yönde gittiğinde başladığı noktaya varmalıydı. Magellan ve arkadaşları Magellan’ın bu görüşünü ispatlamak için beş gemi ile İspanya’dan hareket etti. Sürekli batıya doğru yol almaya karar verdiler ama Magellan bu yolculuğu tamamlayamadan hayatını kaybetti. Magellan’ın tayfası bu yolculuğu tamamlamaya kararlıydı. Oldukça zor koşullarda gerçekleşen bu yolculukta sadece bir gemi İspanya’ya ulaşmayı başardı. Böylece Dünya’nın şeklinin küreye benzediği kanıtlanmış oldu. Bu yolculuğun bir diğer özelliği de Dünya’nın etrafında bir tam tur atılan ilk yolculuk olmasıdır. Magellan Macellan, 1480-1521 Magellan Macellan 1480-1521 Dünya’nın bir küre şeklinde olduğunu kanıtlayan olaylar nelerdir? Bulunduğumuz yerden etrafımıza baktığımızda Dünya’nın şeklinin neye benzediğini bilemeyiz. Çünkü Dünya çok büyüktür ve görebildiğimiz kısım Dünya’nın çok küçük bir bölümüdür. Çevremize baktığımızda, Dünya’mızın düz olduğunu düşünebiliriz. Evler, ağaçlar, denizler düz bir zeminin üzerinde duruyormuş gibi görünür. Bizim gördüğümüz Dünya’mızın çok küçük bir parçasıdır. Bilimin ve kullanılan araçların gelişmesi ile Dünya’mızın şekli hakkında daha net bilgilere ulaşılmıştır. Günümüzde uzaydan çekilen görüntüler sayesinde Dünya’mızın şeklini net olarak görebiliyoruz. Dünya’mız alttan ve üstten basık, yanlardan şişkin bir küreye benzemektedir. Dünya’da bir yerden havalanan uçak, hep aynı yöne doğru uçarsa havalandığı noktaya ulaşır. Örneğin, İstanbul’dan kalkan bir uçak sürekli doğuya doğru uçtuğunda tekrar İstanbul’a gelir. Bu durum, Dünya’nın şeklinin küreye benzemesinin bir sonucudur. Güneş doğarken önce Güneş’in bir kısmı, sonra yarısı, en sonunda ise tamamı görülür. Güneş batarken de yavaş yavaş gözden kaybolur. Bu durumun sebebi Dünya’nın şeklinin küreye benzemesidir. Bir liman veya deniz kenarında duran bir kişi uzaktan gelen bir geminin önce direklerini ve bacasını, ardından burnunu ve üst kısmını, sonra da geminin gövdesini görür. Gelişmiş teknolojik araçlarla uzaydan çekilen fotoğraflar Dünya’nın şeklinin küreye benzediğini kanıtlamaktadır. Dünya’mız alt ve üst kısımlarından basık, yanlardan şişkindir. Geçmişte yaşamış insanların Dünya’yı uzaydan gözlemlemek veya Dünya’nın uzaydan fotoğrafını çekmek gibi imkânları yoktu. Bu yüzden yaşadıkları dönemin kısıtlı imkânlarını kullanarak Dünya’nın şekliyle ilgili birçok çalışma yapmışlardır. Bir uzay aracının içinde olduğumuzu ve Dünya’dan uzaklaştığımızı hayal edelim. Uzay aracı Dünya’dan uzaklaşırken önce evimizin çatısını sonra evimizin bulunduğu şehrin tamamını görürüz. Bir süre sonra ülkemizi ve Dünya’nın tamamını görürüz. Dünya’nın uzaydan çekilmiş fotoğrafından da anlaşılacağı üzere Dünya’nın şekli küreye benzer. Dünya’nın şeklinin küreye benzediği tüm bilim insanları tarafından kabul edilmektedir. Dünya uzaydan yuvarlak görünür
Kültür ve Turizm Bakanlığı Türkiye Kültür Portalı’ web sayfasından Görülmesi Gereken 11 Lahit’i belirledi. Ülkemizdeki müzelerde dünyaca ünlü örnekleri bulunan bu ihtişamlı eserler yaşamın, tarihin ve sanatın ölümsüz detaylarını betimliyor... İşte Türkiye'de görülmesi gereken, bakanlığın seçtiği 11 lahit...• 13 Temmuz 2022 - 0919 • Son Güncelleme 13 Temmuz 2022 - 0919• 13 Temmuz 2022 - 0919 • Son Güncelleme 13 Temmuz 2022 - 09191Ölen kişinin bedeninin yakılması sonucu küllerinin koyulduğu taş, ahşap, pişmiş toprak ya da çeşitli madenlerden yapılan ve üstü bir kapakla örtülen sandukalara lahit deniliyor. Bir mezar tipi olan lahit, genellikle sanduka ve kapak kısmında çeşitli siyasi ve dini anlatıların yer aldığı sanatsal motiflerle süslenir. Lahdin yapı malzemesi döneminin koşullarına ve ait olduğu kişinin statüsüne göre farklıklar gösterir. Ülkemizdeki müzelerde dünyaca ünlü örnekleri bulunan bu ihtişamlı eserler yaşamın, tarihin ve sanatın ölümsüz detaylarını betimliyor... 2Sidamara Lahdi - İstanbul Arkeoloji Müzeleri Sidamara Lahdi, Konya-Ereğli Karaman yolu üzerindeki Ambar köyünde bulunmuş ve 1901 yılında İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne getirilmiştir. Eski adı Sidamara olan köyde bulunduğu için Sidamara ismiyle anılan ve MS 2-3. yüzyıla ait lahit, 32 tonluk ağırlığı ile dünyanın en ağır lahdi olarak mermerden yapılan lahit, kapak ve sandukadan oluşmaktadır. Kapağın üstünde lahdin ait olduğu düşünülen kişi ve eşi yarı uzanmış şekilde tasvir edilmiş olup bu iki figürün ayak ve başuçlarında iki eros bulunmaktadır. Kapağın frizindeyse genellikle kabartmalarla bezeli arşitrav ve korniş arasında yer alan yatay dizi, kuşak erosların aslan, ayı ve panter gibi hayvanlarla birlikte yaptığı mücadele tasvir ana sahnenin bulunduğu uzun yüzlerden birinde altı adet oluklu sütun, merkezde üçgen bir niş ve her iki yanda iki kemerli niş yer almaktadır. Nişler içine yumurtalar ve diş sırası bulunan bitkisel motifler oyularak işlenmiştir. Bu süsleme, nişlerin dışındaki ve yanlardaki alanları doldurmaktadır. Bu hafif karmaşık yapının ortasında, lahdin ait olduğu kişi sandalye üzerinde oturmuş ve bir filozof ya da şair gibi tasvir edilmiştir. Bu figürün sağ tarafında bulunan ve başı oturan figüre doğru dönmüş olan kişi ise olasılıkla ölen kişinin eşidir. Diğer tarafta ise tanrıça Artemis kıyafetiyle tasvir edilmiş genç kız figürünün ölen kişinin kızı olduğu düşünülmektedir. Sahnenin iki ucunda, köşelerde, bir ellerinde mızrak diğer ellerinde at dizgini tutan figürler ise dioskurlardır Antik Yunan ve Roma mitolojisinde Tanrıça Leda'nın biri Tyndareus diğeri Tanrı Zeus'tan olan ikiz çocukları.5Sandukanın diğer uzun yüzünde bir av sahnesi tasvir edilmiştir. At üzerindeki beş genç adam çeşitli hayvanları avlamaktadır. Bu cephenin altında yer alan kısımdaysa genç erkekler eğitmenleri eşliğinde spor yaparlarken kısa yüzlerinin birinde nişin tam ortasında bir mezarın kapısı bulunmaktadır. Elinde bir kapta incir ve üzüm toplamış olarak görülen genç bir kadın sol tarafından kapıya yaklaşmaktadır. Karşı taraftaki adam da bir parşömen taşımaktadır. Lahdin diğer kısa yüzünde ise genç bir adam at üstünde köpeklerin de yardımıyla avlanırken Lahdi - Troya MüzesiAltıkulaç Lahdi veya Çan Lahdi Çanakkale'nin Çan İlçesine bağlı Altıkulaç köyünde bulunması nedeniyle bu şekilde de isimlendirilmiştir, boyalı mermer bir lahit olup MÖ 4. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir MÖ 400-375. Antik Troas bölgesinin güneydoğusunda Çanakkale Çan İlçesindeki Çingenetepe Tümülüsündeki bir mezar odasında 1998 yılında lahdin üzerindeki boyalı sahneler çok iyi korunduğu için eser büyük bir önem taşımaktadır. Lahdin MÖ 5. yüzyılın sonlarında burada hüküm süren Anadolulu bir hanedan için yaptırılmış olduğu düşünülmektedir. Anadolu’da Perslerin gelmesi ile birlikte hakim olan sanat anlayışını en iyi gösteren nadir örneklerden uzun ön yüzü ortada betimlenen bir ağaç figürü ile ikiye bölünmüş vaziyettedir. Sahnenin sağında bir domuz avı sahnesi işlenmiştir. Atlı figür mızrağıyla bir domuzu avlarken av köpekleri de mücadeleye katılmış biçimde verilmiştir. Alçak kabartma verilen figürler ve fon tamamen boyanmıştır. Boya olarak kırmızı, yeşil, siyah ve açık sarı renkler kullanılmıştır. Domuz, pelerin ve eyer örtüsünün süsleri, atın kuyruğundaki kurdele ve atın toynakları kırmızı; ağaç, geyikler, atlar, köpekler ve giysiler sarı; domuzun sırt tüyleri siyah ve fon yeşil olarak solunda ise bir geyik avı sahnesi yer alır. Mızraklı atlı figür geyiği avlarken arka planda betimlenen geyiklerin kaçmaya çalışması canlı bir şekilde verilmiştir. Sahnenin en solundaki atlı figür, önce kabartma olarak işlenmiş sonradan silinmiştir. Lahdin bu kısmı kaçak kazılar sırasında en çok zarar gören bölümdür. Savaş betimlemeli kısa yüzdeki sahnede zırhlı bir atlı süvari elindeki mızrağı karşısındaki düşman askerine saplamak üzereyken tasvir edilmiştir. Zırhlı figürün giyim kuşamı ile Persli bir komutan olduğu, mızrakladığı kişi ve sol arkasındaki kişinin de Yunanlı askerler olduğu şeklinde görüşler vardır. Atlı süvari betimlemesinin lahdin sahibine ait olduğu düşünülmektedir. Lahdin, sahneye boyut kazandırmak amacıyla boyandığı görülmektedir. Mavi arkaplanı üzerine işlenen ağaç betimlemesi sahnenin dışına kadar taşmıştır. Ağacın üstünde yine sahnenin dışında işlenmiş yırtıcı bir kuş figürü ile sahne Lahdi - İstanbul Arkeoloji Müzeleriİskender Lahdi, 1887 yılında Osman Hamdi Bey’in Lübnan’daki Sidon Sayda Kral Nekropolisi’nde gerçekleştirdiği kazılarda bulunmuştur. Kapak ve sanduka kısmı olmak üzere iki kısımdan oluşan lahit, pentelikon mermerinden yapılmıştır. MÖ 4. yüzyılın son çeyreğine tarihlenen lahdin, Büyük İskender’e değil Sidon Krallarından Abdolonymos’a ait olduğu düşünülür. İskender’in İssos Savaşında Pers Kralı III. Darius’u mağlup etmesi sonucu kendisine Sidon kapıları açılmış ve Sidon’a geldiğinde Abdolonymos’u Sidon Kralı olarak tayin etmiştir. Bu durumun anısından ötürü Kral Abdolonymos'un kendi lahdi üzerinde Büyük İskender’e ve İssos Savaşı’ndan bir kesite yer verdiği bir uzun cephesinde Yunan ve Pers askerleri birbirlerine karşı savaş halinde betimlenmiştir. Sahnenin en solunda, lahde adını veren at üzerindeki figürün, aslan postu giymesinden ötürü, Büyük İskender olduğu anlaşılmaktadır. Hareket halinin oldukça başarılı bir şekilde işlendiği bu sahnedeki tasvirin, MÖ 333 yılında Büyük İskender’in Pers kralı III. Darius’u mağlup ettiği İssos Savaşı’ndan bir sahne olduğu kısa cephesindeki alınlıklardan birinde tümünün Yunan askerleri olduğu düşünülen figürlerin birbirleriyle savaş halinde olduğu sahnede, İskender’in komutanlarından Perdikkas’ın katledilmesi tasvir edilir. Diğer kısa yüzde ise Yunan ve Persler arasındaki çatışmalardan bir sahne yer almaktadır. Sandukanın diğer uzun cephesindeki sahnede, Yunan, Pers askerler ve avcılar bir arada aslan ve geyik avlamaktadırlar. Sandukanın diğer yüzündeki savaş sahnesine göre daha az figürün yer aldığı bu cephede figür hareketliliği daha durağandır ve diğer cephedeki kurgunun aksine ana karakterler sahnenin ortasına yerleştirilmiştir. Aslana darbe indiren merkezdeki iki Pers figüründen soldakinin Sidon Kralı Abdolonymos olduğu düşünülürken at üzerinde ona yardıma gelen figür ise Büyük İskender’dir. Renk paleti oldukça iyi bir kimyasal bileşim içeren, zamana karşı dirençli mor, kırmızı, sarı, mavi, kızıl kahve ve eflatun renklerden oluşan İskender Lahdi, yapım tekniği ve sanat kalitesi açısından önemli lahitler arasında Lahdi - Konya Arkeoloji Müzesi 1958 yılında Beyşehir Yunuslar’da Pappa Antik Kenti bir inşaat yapımı esnasında açığa çıkan lahit, Anadolu'da şimdiye kadar bulunmuş, yüksek kabartma tekniğinde yapılan Herakles lahitlerinin en iyi örneğidir. Pappa Antik Kenti ileri gelenlerinden birine ait olan lahdin sandukasının bir dar yüzünde ölen kişi, diğer üç yüzünde ise Herakles’in on iki işi mitolojisi en ince detayına kadar sırasıyla, Nemea arslanını öldürmesi ve postunu sırtında taşıması, dokuz başlı su yılanını Hydra/Lerna Ejderi öldürmesi, Keryneia'daki geyiği ve Erymanthos dağındaki yabani domuzu yakalaması, tüylerini ok gibi fırlatan kuşları Stymphalia/Stymfalides Gölü Kuşları yakalaması, Elis Kralı Augeias'a ait ahırı temizlemesi, Girit'teki yabani boğayı ve Trakya Kralı Diomedes'a ait hırçın atları yulara vurması, Amazonlar kraliçesi Hippolyte ait kemeri alması, Geryoneus’un sürülerini getirmesi, Cerberus adlı köpeği yer altından çıkarması ve Hesperid'lere ait elmaları alması gibi işler gayet ustalıkla ve bütün incelikleriyle tasvir Kadınlar Lahdi - İstanbul Arkeoloji Müzeleri Ağlayan Kadınlar Lahdi, 1887 yılında Osman Hamdi Bey’in Lübnan’da yer alan Sidon Kral Nekropolisi’nde gerçekleştiği kazılarda bulunmuştur. Lahit üzerindeki ikonografik sahne nedeniyle Ağlayan Kadınlar olarak isimlendirilmiştir. Yaklaşık MÖ 350 yıllarına tarihlenen lahdin, Klasik Dönem Yunan stilinde üretilmiş olduğu ve Atina veya Rodos atölyelerinde üretildikten sonra Sidon’a getirildiği düşünülür. Tüm yüzlerine toplam on sekiz İon düzeni sütun arasında, çeşitli şekillerde tasvir edilmiş, yas tutan kadınlar kadınların Mezopotamya ve çevre kültürlerinde karşımıza çıkan yas tutan kadınlar olabileceği gibi, mezar sahibinin ailesinden bireyler veya eşlerini tasvir ettiği yönünde görüşler bulunur. Lahdin İon düzeninde peripteros planlı bir Yunan anıt binasını örnek aldığı ve buna uygun biçimde orantılı olarak küçültülmüş bir model olduğu bilimsel araştırmalar sonucu tespit edilmiştir. Kapağında görülen sahneler ise Pers kültürüne özgü bir cenaze seremonisini anlatır. Lahdin üzerinde görülen bazı boya izleri mavi ve kırmızı tonlarında boyanmış olduğunu göstermektedir. Lahdin zevk ve eğlenceye düşkün bir insan olduğu söylenen Sidon Kralı Straton’a MÖ 374-358 ait olduğu konusunda bazı görüşler var olsa da buluntuların yetersizliği ve herhangi bir yazıt içermemesi nedeniyle bu konuda net bir şey söylemek mümkün Lahdi - Adana Müzesi Akhilleus Lahdi, Attika olarak adlandırılan savaş sahnelerinin anlatıldığı 2. Grup Akhilleus Lahitlerine örnektir. Lahdin dört cephesinin köşe bölümleri plasterlerle sınırlandırılmıştır. Torre Nova Küçük Asya Lahitleri grubuna giren bu lahit, Geç Antoninler Dönemi özelliklerini ön ve yan yüzündeki tasvirlerde, Homeros’un İlyada Destanında yer alan Truva Savaşına atıfta bulunularak; Akhilleus’un yakın arkadaşı Patroklos’un öldürülmesinden duyduğu acı ve öfkeyle, Hektor’un cesedini günlerce yerde sürükletmesi, Hektor’un babası Priamus’un oğlunun cesedini istemek üzere diz çökerek yalvarışı ve Akhilleus’un arkaya doğru çevirdiği yüzündeki üzüntülü hal betimlenmiştir. Lahdin ana cepheden bakıldığında sağ tarafında kalan kısa yüzünde ise ölü yatağına yatırılmış Patroklos, onun hemen yanı başında üzgün halde başı öne eğik Akhilleus, arka planda Patroklos’a belki de ağıt yakan Briseis ve arka kısımda da Patroklos’un ölü suyunu döken genç erkek hizmetkâr Botiane Demetria Lahdi - Antalya MüzesiAurelia Botiane Demetria, MS 2. yüzyılda Perge’de yaşamış, kentin ileri gelen yurttaşlarından, olasılıkla hububat deposu yöneticiliğini üstlenen kişidir. Aurelia Botiane Demetria Lahdi, 1997 yılında Perge Batı Nekropolisi’nden kaçakçılar tarafından çıkarılmış ve satılmak üzereyken güvenlik güçlerince ele geçirilmiştir. 21Eser, “Sütunlu Küçük Asya Lahitleri” grubuna bir örnektir. Üç yanı sütunlarla bölünmüş olan lahdin kapağı kline şeklindedir. Kline Antik Yunan'da dikdörtgen formlu ve dört ayaklı divan ya da sedir benzeri bir tür mobilya üzerine karı ve koca yan yana uzanmıştır. Lahdin sahibi olan kadının yüzü portre olarak işlenmiş ancak erkeğin başı işlenmemiştir. Bunun sebebi, erkeğin defnedilmemiş olması veya defnedilmiş olsa bile başının işlenmesi için zaman ya da paranın yeterli olmamasıdır. Kline, bitkisel bezemelerle süslüdür. Klinenin ön kısmında ellerinde birer kuş tutan Eroslar, bir at başı ve aslan bulunmaktadır. 22Lahdin ilk kullanımından sonra, geç dönemlerde de kullanıldığı, üzerindeki Eski Yunanca yazıtlardan anlaşılmaktadır. Uzun kenarda bulunan yazıtta “Ben Aurelia Botiane Demetria, bu lahdi kendim için yaptırdım, oraya sadece kendi cesedimin gömülmesini ve ölümümün hemen ardından lahdin varislerim tarafından demir ve kurşunla kapatılmasını istiyorum.” kısa kenarında bulunan yazıtta ise “Aurelia Demetria’nın Aurelius Demetrianus’un; Aurelius Eutyches’in, Aurelia Theodora’nın anısına.” şeklinde bir ifade bulunmaktadır. Lahdin uzun yüzünde figürler yivli sütunlar arasında sıralanmaktadır. Sol kenarda bir kadın, sağ kenarda bir erkek oturmuş biçimde tasvir edilmiştir. Kadın figürü elini çenesine götürmüş yas tutmakta, erkek figürü ise elindeki ruloyu okumaktadır. Oturan kadının önündeki erkek figürü, sağ elinin işaret ve orta parmakları açık, yüzük ve serçe parmakları kapalı, başparmak da işaret parmağına bitişik olarak gestus dostluk işareti yapmaktadır. Ortadaki genç erkek figürünün sağında bir kadın ayakta durmaktadırlar. Bu yandaki figürler, ellerindeki rulolar, giyimleri ve duruşlarıyla lahit sahiplerinin yaşamları sırasında bilgeliğini ya da bilgeliğe ve sanata olan ilgilerini kısa yan yüzünün ortasında öteki dünyayı simgeleyen iki kanatlı kapı yer alır. Kapının önünde üzeri meyvelerle dolu bir sunak bulunmaktadır. Kapının solunda elinde rulo tutan bir erkek figürü, sağında ise yas tutan bir kadın figürü mezara bekçilik diğer uzun yüzünde ise Homeros’un İlyada’sında anlatılan Troia Savaşında, Troialılar ile Akhalar arasında geçen üç olayı anlatan sahneler yer almaktadır. Sahneler soldan sağa doğru sırasıyla Akhilleus’un diz çökmüş olan Thersithes’i saçlarından tutarak yumruklaması betimlenmiştir. Orta kısımda bulunan sahnede Aphrodite’nin, yenilmek üzere olan Paris’i, bir buluta sararak savaş meydanından kaçırması anlatılmaktadır. Lahdin en sağında bulunan sahnede ise Patroklos’un cesedinin Menelaos tarafından taşınması betimlenmiştir. Troia Savaşı sırasında Akhilleus’un zırhını giyerek savaşan Patroklos, Hektor tarafından öldürülür. Troialılar cesedi soyarak Akhileus’un tanrısal zırhını alırlar. Patroklos’un cesedinin çevresinde Troialılar ve Akhalar arasında amansız bir mücadele yaşanır. Dostunun ölüm haberini alan Akhilleus, çıkardığı müthiş bir nara eşliğinde silahsız olarak çarpışmanın ortasına atılır. Bu korkunç sesi duyan Troialılar cesedi bırakarak kaçarlar. Menelaos da cesedi savaş alanından Lahdi - İstanbul Arkeoloji Müzeleri Likya Lahdi, 1887 yılında Osman Hamdi Bey’in Lübnan’da yer alan Sidon Kral Nekropolisi’nde gerçekleştiği kazılarda bulunmuştur. Sidon’daki kraliyet soyundan gelen yöneticilerden birine ait olduğu düşünülen lahdin kime ait olduğu bilinmemektedir. Kapak ve sanduka olmak üzere iki kısımdan oluşan lahit, paros mermerinden yapılmıştır. Ters tekne formundaki kapağın bir yüzünde yüz yüze bir erkek ve bir dişi grifon genellikle aslan vücutlu, kartal kanatlı ve kafalı mitolojik yaratık yer alır. Her ikisi de üçer pençesini kaldırmış, bir bacağı üzerinde diğer cephesindeki tympanondaysa sırt sırta duran iki sfenks Yunan mitolojisinde efsanevi bir canavar yer almaktadır. Kapağın alınlıklarındaki akroterler içine yerleştirilmiş iki akantus Yunan mimarisinde sütun başlarını süslemek üzere kullanılan bir bitki figürü ve palmet süslemesi ile dört köşesine yerleştirilmiş ağzı açık şekilde aslanlar uzun yüzlerinden birinde yaban domuzu avı betimlenmiştir; atlara binmiş iki ve üç kişilik iki gruba ayrılmış beş avcı bir yaban domuzunu öldürmeye çalışmaktadır. Atların ayakları yükseltilerek hareket duygusu vurgulanmış, avcıların sağ kolları mızraklarıyla avlarına nişan almak üzereyken diğer uzun cephesinde bir aslan avı tasvir edilmiştir. İki arabaya binmiş dört genç avcı, vahşi hayvanı öldürmeye çalışmaktadır. MÖ 5. yüzyıla tarihlendirilen lahit, Sidon Kral Nekropolü’nden çıkarılmış olsa da form olarak Anadolu Likya mezar anıtlarıyla olan benzerliğinden ötürü bu isimle Lahit - Side Müzesi Eroslu Lahit, 1947 - 1966 yılları arasında Side Antik Kenti Doğu Nekropol kazısında, kısmen ayakta duran bir anıtmezarın içinde bulunmuştur. Her yönünde Erosların tasvir edildiği önemli lahitler arasında gösterilmektedir. Teknenin dört tarafında meanderlerla geometrik kıvrımlar yapan şerit biçiminde bir süsleme motifi süslü alçak bir kaide üzerinde oldukça yüksek bir kabartma şeklinde işlenmiş kanatlı Eroslar ayakta durmakta, meyva taşımakta, içki içmekte ve sarhoş olarak birbirine Nikeler zafer tanrıçası sağ ellerinde bir çelenk, sol ellerinde hurma dalı tutarak ayakta durmaktadır. Çeşitli silmelerle çerçevelenmiş ve köşelerinde akroterlerle figüratif ya da bitkisel bezemeli süsler süslenmiş olan alınlıkların içinde bir tarafta medusa başı diğer tarafta yuvarlak bir kalkan kabartması tekniği cilalı dış satıhlar, burgu delikleri ve üslubu bakımından söz konusu lahit MS 2. yüzyılın son yarısına tarihlendirilmektedir. 33Erosların lahitdeki tasvirleri, Roma İmparatorluk Döneminde oldukça geniş bir alana yayılmış Dionysos mitleri ve ölümden sonra başka bir dünyada yaşama ümitleri ile Lahdi - Antalya Müzesi Dionysiak Lahdi, Perge Batı Nekropolisi’ndeki M9 kodlu mezar yapısının ikinci katında 2003 yılı kazılarında bulunmuştur. Pentelikon mermerinden yapılmış olan lahdin üzerinde ölü portreleri bulunan klineli bir kapağı vardır. Teknesinde ise Dionysos ve onunla ilgili figürlerin bulunduğu bir frize sahiptir. Portre ve üslup özellikleri ile benzerleri göz önünde bulundurulursa lahit, MS 3. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilebilir. Gerek tekne tipi, gerek kapak özellikleri ve gerekse malzemesi ile Attika atölyesi özellikleri cephesini oluşturan ön yüzde İlyada’da geçen bir mitosun betimi bulunmaktadır. Çeşitli versiyonları olan mitos şöyledir Dionysos, Hindistan’a giderken Thrakia’dan geçmek ister; ancak Thrak Maionları’nın Kralı Lykourgos buna izin vermez. Kral Bakkhalar ve Satirleri esir eder. Bunun üzerine Dionysos Thetis’e sığınır. Lykourgos’un bu hakaretini tanrı bizzat kendi cezalandırır. Lykourgos’u delirtir ve asma kütüğü zannettiği kendi oğlunu öldürmesini sağlar. Ancak ceza bununla da sona ermez. Bir süre sonra kıtlık baş gösterir, bunun sonucunda Lykourgos, Paggeia ya da Pangaion Dağı’nda el ve ayaklarından dört ata bağlanarak bilgiler ışığında frizin seyirciye göre solunda yer alan çifte baltasıyla saldırı halinde betimlenmiş figür Lykourgos’tur. Lahdin merkezindeki merkez figürü olarak nitelendirilebilecek thrysos Dionysos’un simgesi, ucunda çam kozalağı etrafı asma dallarıyla sarılı bir asa tutan, sakallı figür ise Silenos’tur. Ön yüzde yer alan üçüncü mitolojik figür Aphrodite’dir. Önemli bir diğer betim de sağ köşe figürüdür. Burada ayakta duran yarı çıplak erkek, beline sardığı nebrisi, çizmeleri ve önünde duran panteri ile Dionysos’tur. Sahnede yer alan diğer figürler ise Dionysos alayında yer alan Satyr Antik Yunan mitolojisinde yer alan yarı keçi yarı insan şeklindeki varlık ve Maenadlardır kendilerini Dionysos’a adamış kadınlar.37Lahdin kısa yüzlerinde Dionysos betimli lahitlerde sıklıkla görülen bağ bozumu sahnesi işlenmiştir. Söz konusu sahnede Satyr ve Maenadlar üzüm toplamaktadır. Lahdin kısa yüzlerindeki figürlerin belden aşağı korunagelmiştir. Üst kısımlar ise mezar soygununda tahrip edilmiştir. Lahdin arka yüzünde Dionysos alayındaki Satir ve Maenadların kendilerinden geçmeleri ekstasis sahnesi işlenmiştir. Kline üzerinde uzanmış olan erkek ve kadın portreleri lahdin sahibi olan karı kocayı Lahdi – Troya MüzesiPolyksena Lahdi, Çanakkale Kızöldün Tümülüsü’nde, 1994 yılında bir kaçak kazı ihbarı üzerine yapılan kurtarma kazısında bulunmuştur. MÖ 6. yüzyıla ait olup Anadolu’da, bugüne kadar bulunan figürsel anlatımlı lahitlerin en erken örneğidir. Uzun kenarlarından birinde, Troya Kralı Priamos ile kraliçe Hekabe’nin küçük kızları olan Polyksena’nın kurban edilmesi olayı betimlenmiştir. Bu nedenle eser Polyksena Lahdi olarak lahdinde bütün yüzlerdeki konular birbirleriyle bağlantılı olarak işlenmiş, ilk defa bir eser üzerinde birden fazla konuya yer verilmiş ve aynı zamanda lahit üzerinde 37 insan figürüne yer verilerek oldukça zengin bir betimleme oluşturulmuştur. Birinci uzun yüzde toplam on yedi tane kadın figürü tasvir edilmiştir. Frizde işlenen sahne merkezde, sırt sırta vermiş olan iki kadın figürü ile ikiye ayrılmaktadır. Sol taraftaki tasvirde, merkezde tahtta oturan bir kadın ve etrafında ona çeşitli hediyeler sunan refakatçiler bulunmaktadır. Frizin sağ tarafında ise sırasıyla aulos çift flütten oluşan nefesli bir çalgı ve kithara bir tür telli çalgı çalan iki müzisyen kadın, savaş dansı yapan iki çift kadın dansçı ve bir tane kastanyetle parmaklara takılarak çalınan bir çeşit çalpara dans eden dansçı kadın ile en sağda üç tane dans eden kadından kısa yüzdeki tasvir Polyksena'nın annesi Hekabe ile vedalaşması olarak yorumlanmaktadır. Lahidin ikinci uzun yüzünde, Akhilleus’un mezarı önünde, Hekabe ve Priamos’un kızı Polyksena’nın kurban edilişi konusu sağ tarafında, genç kızın kurban edilişi sırasında onu zaptetmeye çalışan Yunanlı savaşçılar betimlenmiştir. Kızı taşıyanlar Aias, Antiphates, Apmhilokhos, elinde kılıç ile babası ve Achilleus’un mezarı önünde kurbanı gerçekleştiren ise Neutolemos görülüyor. Sahnenin sol tarafında ise ölen kız için yas tutan, başta Hekabe olmak üzere Troyalı kadınlar kısa yüz lahdin anlatımın sonundaki sahneyi betimlemektedir. Kızını kaybeden Hekabe, ağacın altına çömelmiş vaziyette yas tutmakta ve arkasındaki ayakta duran iki kadın figürü de yasa eşlik etmektedir.
DENDERA'DAKİ ELEKTRON TÜPLERİ Mısır'da Dendera'da bulunan geç ptolemik dönemden kalma Hathor tapınağı'nın farklı yerlerinde Eski Mısır uzmanlarının bir türlü geleneksel dinsel-mit terimiyle açıklayamadıkları garip duvar resimleri vardır ama elektrik mühendisleri için bu resimleri hemen tanımlamak çok kolaydır . 17 no'lu geçitteki üst panelde , Mısırlı rahiplerin ellerinde boyu eninden fazla olan tüpler görülmektedir , rahipler ne olduğu anlaşılamayan bir uğraş içindedirler ve her tüpün içinde , tüp uzunluğunda bir yılan bulunmaktadır . İsvaçli mühendis Henry Kjellson , " Forvunen Teknik/Kayıp Teknoloji " adlı kitabında hiyerogliflerin bu yılanları parlayan ve ışık saçan olarak tanımladıklarını yazarken , tanımın bir tür elektrik akınını kasdettiğine inanmaktadır . Yine aynı sahnede , sağda üst köşede bir Mısır Tanrısı olan Atum-Ra oturmaktadır ve ellerinde enerji kaynağına benzer bir kutu tutmaktadır . Kutunun saç örgüsüne benzer bir uzantıya veya kabloya bağlı olmasını elektromanyetik mühendisi Alfred D. Bielek , bir mühendislik çiziminin kopya edilmesi olarak yorumlanmakta ve bugünün elektrik kablolarının yönlendirilmesi bu şekilde gösterildiğini söylemektedir . Kablo kutudan çıkıp , resmin tabanına kadar uzanmakta ve uçları tüp cismin dibinde kaybolmaktadır . Resimlerdeki cisimlerin herbiri bir sütun üzerinde durmaktadır ve Biielek'e göre bu sütunlar birer yüksek voltaj kaynağıdır . Tüp cisimler TV resim tüplerine de benziyorlar , elektronik teknisyeni N. Zecharius , cisimleri Crookes veya elektron tüplerine benzetmiştir ama bunlar modern TV tüplerinin çok ötesindedirler . Ne yazıkki , daha üst geçit'te bulunan resimler harap olmuştur ama içerde Kutsal Bölmede bulunan bir papirüs çok iyi durumda bulunmuştur ama buna bakıldığında garip tüplerin gizemi daha da artmaktadır . Yazmada sadece çalışır durumda olan tüpler değil , amaçlarıda görülmektedir . Birçok örnekte , kadınların ve adamların tüplerin yanına oturmuş oldukları ve uzatmış oldukları ellerini veya avuçlarını doldurdukları resmedilmiştir yani bir şey almamaktadırlar . Nedir o bir şey ve o insanlar ne tür bir enerjiden yararlanmaktadırlar? Dendera resimleri eşsizdir ve kesin olarak geçerli bilimsel mantıkla açıklanamaktadır . Ve eğer bu bir teknoloji ise , bizim teknolojimizin çok ötesindedir. FENOMEN - 1bir insan 2kabarcık biçimli bir cisim tutuyor. Bunun içinde 3 bir yılan göze çarpmakta. Kabarcık biçimli cisimle yılanın alt ucu 4 bir yuvayla son buluyor. Bunun içinden çıkan 5bir kablo, üstünde havaların tanrısının 6 üstünde durduğu küçük bir sandığa 9 jenarator ? kadar gidiyor. Lamba ise izalator e benzeyen bir cismin üzerinde7 duruyor Elinde bıçaklar tutan maymun 8bilmeyen bir kimsenin karşılaşabileceği bir tehlikeyi yüksek voltaj temsil ediyor yada belirtiyor. Kuran da bu konuya ilişkin Nur Suresi 35. Ayette olay şu şekilde anlatılmaktadır“Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, bir lamba yuvası gibidir ki onda bir kandil vardır. Kandil de cam fanus içindedir. Cam fanus ise inci gibi parlayan bir yıldıza benzer ki ne doğuya ne batıya ait olmayan mübarek bir ağacın yakıtından tutuşturulur. Onun yakıtı kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir .Burada “cam bir fanus İçinde kandil…” ve “Ateş dokunmasa da ışık verecek…” kelimelerine dikkat edecek olursak yani öyle bir şey olacak ki, ateşsiz yanacak ve bir yıldız gibi ışık verecek.
dünya dört sütun üzerinde durmaktadır